content» TEXTPAGE YAZI SAYFASI» SONSUZ BIR SIIR TURKIYE AN ENDLESS POEM[0]

SONSUZ BIR SIIR TURKIYE AN ENDLESS POEM

ZEYNEL YEŞİLAY Şanlıurfa'da 1950 yılında doğdu. Ankara Gazi Üniversitesi Yabancı Diller, Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Fotoğraf tutkusu ortaokul döneminde satın aldığı ve halen arşivinde sakladığı "Kodak" kutu makine ile başladı. 1970 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'na girdi. 1982 yılına kadar çalıştığı Bakanlıkta, Türkiye'yi birkaç kez dolaşma imkanı buldu. Fransız fotoğraf sanatçıları Roland ve Sabrina Michaud ile Anadolu'nun her yöresini dolaştı. Onların fotoğraf çekim tekniği ve görüşlerinden yararlandı. 1978 yılında Doğubayazıt, İshak Paşa Sarayı fotoğrafı, Bakanlık tarafından afiş olarak basıldı. Fotoğrafları yurtiçi ve yurtdışında pek çok kitap ve yayında kullanıldı. KKTC'ye 1975 yılında görevli olarak gitti ve orada çektiği fotoğraflar bu ülkenin ilk afiş ve broşürlerinde kullanıldı. Türkiye'de ilk defa 1981 yılında Türk, Fransız ve Belçika ortak yapımı olarak gerçekleştirilen "ATATÜRK" filminin fotoğraflarını çekti. Yurt içinde yapılan çeşitli yarışmalarda 10'un üzerinde ödül kazandı. Karma ve kişisel sergiler açan sanatçının, Türk Tanıtma Vakfı'nda (TÜTAV) çalıştığı dönemde, fotoğraf danışmanlığını da yaptığı aylık "Image of Turkey" dergisinde pek çok fotoğrafı yayınlandı. Multivizyon programları yaptı. Türk El Sanatları Uzmanı Güran Erbek'in başkanlığında oluşturulan (AVARC) Anadolu El Sanatları Araştırma Merkezi'nde değerli araştırmacılar ve uzmanlar ile çalışarak, pek çok fotoğraf çekimi, multivizyon, sergi ve yayın gerçekleştirdi. Sami Güner ve Sıtkı Fırat gibi Türkiye'nin önde gelen fotoğraf ustaları ile çalıştı. 1993 ‘te beri Başbakanlığa geçen Zeynel Yeşilay, Başbakan Sayın Bülent Ecevit'in Özel Kalem Müdürü olarak görev yaptı. KKTC T.C. Lefkoşa Büyükeçiliğinde Uzman Müşavir olarak halen görev yapmaktadır. Şair, şarkı sözü yazarı İlter Yeşilay ile evli olan sanatçının, Baterist olan Volkan isimli bir oğlu vardır. -----------------------------------------------------------------------------***---------------------------------------------------------------------------- ZEYNEL YEŞİLAY Zeynel Yeşilay was born in Şanlıurfa in 1950. He graduated in French Language and Literature from the Foreign Languages Department of Ankara Gazi University. His passion for photography began with the "Kodak" box camera he bought while still at Middle School, and which he still keeps with his archives. In 1970, he joined the Ministry of Tourism and Information. In this Ministry, were he worked until 1982, he gained the opportunity to travel through Turkey a number of times. He explored every region of Turkey with the French art photographers Roland and Sabrina Michaud and benefited from learning their techniques of photography and opinions about this art. In 1978, his photograph of the İshak Paşa Palace in Doğubayazıt was published by the Ministry in the form of a poster. His photographs have been used in many books and publications in Turkey and abroad. In 1975, as part of his job, he went to the Turkish Republic of Northern Cyprus, and the photographs he took there were used in this country's first posters and brochures. In 1981, Zeynel Yeşilay took the photographs for the film "ATATÜRK", which for the first time in Turkey was realised as a joint Turkish, Belgian and French co-production. He has won prizes coming within the top ten in a number of national competitions he has entered. This art photographer has also held a number of mixed theme and portrait exhibitions. During the time when he worked for the Promotion Foundation of Turkey (TÜTAV) a lot of his photographs were published in the monthly "Image of Turkey" magazine, for which he acted as its photographic consultant. He also made multivision programmes. Working together with respected researchers and experts at the Anatolian Vernacular Arts Research Center (AVARC) which was set up with the Turkish handicrafts expert Güran Erbek as its president, Zeynel Yeşilay has produced many photographs, multivision presentations, exhibitions and publications. He has also worked with Turkey's leading photographers such as Sami Güner and Sıtkı Fırat. Zeynel Yeşilay began to work in the Prime Ministry in 1993. He served as Prime Minister Bülent Ecevit’ private secretary. Now he is still working in Turkish Embassy of the Turkish Rebublic of North Cyprus. This artist, who is married to poet and songwriter İlter Yeşilay, has one son named Volkan. -------------------------------------------------------------------------*****-------------------------------------------------------------------------------- SONSUZ BİR ŞİİR TÜRKİYE İnsanoğlunun büyüleyici varoluşu serüveninin her aşamasında uygarlığın ve kültürün beşiği Anadolu. İnsan ve doğa arasındaki mücadelede; insanoğlunun kah etrafında olup biteni anlamaya, kah ona hükmetmeye çalışması, başkaldırı ve isyanında, sevgisinde, doğanın karşı konulamaz gücünü kabullenişinde, yaşamın her aşamasında yer alır Anadolu. İki çakmak taşı arasındaki kıvılcımla M.Ö. 600 binli yıllarda başlayan Paleolitik Çağı'nın imzası Antalya'daki Karain, Mezolitik Çağı'nın ise Beldibi duvar resimleriyle atılır. Neolitik Çağı, Kalkolitik Çağı ve Eski Tunç Çağı'nın avlanma ve yaşama dair tüm ayrıntılarıyla gelişim kervanına madenler, gıda, dokuma ve seramik katılır. Hacılar, Çatalhöyük, Tilkitepe, Canhasan, Alişar, ve Alacahöyük kervanbaşıdırlar. Tunç Çağı'nda bulunduğu mekan, varlığına ve ruhuna dar gelir insanoğlunun; Maden işlenirken örs ve çekicin sevdasına dört tekerlekli arabanın yollara hasretliğine ve çömlek çarkının tıkırtılarına yeni hayallerini katar tükenmeyen Anadolu ezgileriyle. Anadolu, rüzgarın savurup getirdiği ezgileri ile ilk olarak "kent devleti" nin en önemli merkezi olan Truva'da birleştirir. Sonraları Demircihöyük (Eskişehir); Karataş, Kusura, Tarsus, Karaoğlan, Alişar, Aslantepe, Norşuntepe, Keban, Pulur, İkiztepe, Köşgerbaba'da yaşanır. M.Ö. 1950'de yazılı tarihle birlikte, Asur Ticaret Kolonileri döneminde Asurlular ile Anadolu'daki Geç Hattiler'in oluşturduğu şehir devletleri arasında ticari ve kültürel alışveriş başlar. -----------------------------*-------------------------------------------------- ANADOLU'DA İLK UYGARLIKLAR Anadolu'nun ilk siyasi birliği M.Ö. 2 binde Başkent Boğazköy'de (Hattuşaş) Hititler tarafından kurulur. Altın işlemeciliği, kabartmalı boğa biçimli kaplar, pişmiş toprak eserler, mühürler, silahlar ve güneş kurslarıyla şimdiye kadar elde edilen bilgi ve teknoloji; beyin ve yürekten süzülerek oluşturulan eserlerin ruhlarında sanat ve ergonomi oylum oylum çiçek açar. Hitit egemenliğinden sonra pek çok beylikler, krallıklar, devletçikler ve imparatorluklar kurulur Anadolu uygarlıklar tarihinde; Geç Hititler, Hurriler, Mitanniler, Doğu Anadolu'da mimarlıkta ve madencilikte ileri Urartular, Merkezleri Gordion olan meşhur Kral Midas'ın Frigleri, Truva atı ile ünlü Truva Uygarlığı. Homeros'un "İliada" sı ve Efes Artemis Tapınağı ile İonlar, Karya, Likya, Lidya ve Persler. Bergama Akropolü'ndeki Büyük Sunak ve İmparator İskender ile Hellen Uygarlığı. Afrodisias, Efes, Perge ve Side gibi şehirleriyle Roma Uygarlığı İstanbul'daki İmparator Justinianus döneminin kubbeli bazilikası Ayasofya ile Bizanslılar. Geçmişin gizemli derinliklerinden bu yana zamana çizilen çentiklerle Anadolu köprü olur uygarlıklara. Kapalı müzelerindeki paha biçilmez eserlerinin dışında açık hava müzesi niteliğindeki her yer zamana sessizce tanıklık eder. ------------------------------------*----------------------------------- ANADOLU TÜRK UYGARLIKLARI Anadolu'nun 600 bin yıllık tarihinin oluşturduğu kültür mozaiğine, Malazgirt Meydan Muharebesi'yle 1071 yılında Türkler kendi turkuvaz renklerini yerleştirmek için Anadolu kapılarına dayanırlar. 1299 yılına kadar Selçuklular köprüler, yollar, kervansaraylar, saraylar ve camilerin her taşına us ve yüreklerini katarak mekan ve kültüre yeni bir kimlik kazandırırlar. Sivas Gök Medrese ve Çifte Minare, Malatya Ulu Camii, Konya'da Alaeddin Camii, Karatay Medresesi ve Kervansaraylar, Alaeddin Keykubat gibi Devlet Adamları, Mevlana Celaleddin Rumi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi düşünce insanları... Selçuklulardan sonra Germiyanoğulları, Aydınoğulları, İnançoğulları, Saruhanoğulları, Karasioğulları, Hamidoğulları, Eşrefoğulları, Candaroğulları ve Teke Beyliği birbirinden kıymetli tarihi eserler bırakırlar Anadolu'ya. ---------------------------*-------------------------------------- OSMANLI İMPARATORLUĞU 1299 yılında Anadolu'da Türk Oymak Beyleri'nden Osman Bey'in yönetiminde gücü, disiplini, adaleti, kültür birikimi ve insanlığa hizmetleriyle 600 yıl gibi devasa bir zaman dilimini yönlendiren Osmanlı İmparatorluğu kurulur. 1453 yılında İstanbul'un fethiyle Doğu roma İmparatorluğu'nun siyasi ve kültürel mirasçısı olan Bizans Devleti, Fatih sultan Mehmet tarafından yıkılarak "Yeni Çağ" başlar. Genişleyen ülke topraklarının her köşesi sonraki nesiller için gücün ve kültür birikiminin simgesi olan eserlerle donatılır. Edirne'de Selimiye Camii, İstanbul'da Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii, Rumeli ve Anadolu Hisarları, Topkapı, Beylerbeyi, Dolmabahçe gibi İmparatorluk Sarayları, Bursa'daki padişah türbeleri ve Anadolu'dan kilometrelerce uzaklardaki Türk eseri binlerce şaheser. Büyük devlet adamları, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman gibi Osmanlı Padişahları, Mimar Sinan gibi dev ustalar, hat sanatı, Türk müziği, mehter takımı, çini ve nadide el sanatları... -------------------------------------------------*---------------------------------------------- TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ Doğanın insanlaşma sürecinde insanoğluna öğrettiği en değerli şey şüphesiz "her şey doğar büyür ve ölür" felsefesidir. Osmanlı İmparatorluğu gibi devletler bile. Çağlar açıp kapayan savaşlara neden olan böylesi bir kültür mozaiğine sahip Anadolu'da Mustafa Kemal'in önderliğinde turkuvaz mavisinin yanına kırmızı - beyaz yerleştirilir. Büyük bir devletin torunları taşıyla - kuşuyla ne denli büyük bir millet olduklarını tüm dünyaya kanıtlarlar Çanakkale'den Erzurum'a... Tarih 29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna ayarlanmıştır. Çok uzun yıllar önce Hititler'e başkentlik etmiş, onu döneminin en güçlü devleti yapmış yerlerde, Anadolu'nun ortasında küçücük bir kasabayı Başkent seçer Mustafa Kemal; tarih öncesinden bu yana büyük sancılarla uygarlıklar doğurup, kollarında devletler büyüten Anadolu'ya ve onu kendi vatanı yapan Türk Milleti'ne inancıyla. Bu yeni devleti çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarmak için Atatürk, yönetiminden alfabeye, sanayiden giyim kuşama her alanda reformlar yaparak laik, demokratik, genç ve dinamik modern bir Türkiye yaratmıştır. Bu kitapta Atatürk Türkiye'sinin bugün ulaştığı çağdaş seviyeye kadar, kendine özgü yaşam şekli, kültürü, folkloru, doğal zenginlikleri fotoğraflanmıştır. Günümüz Türkiye'si Atatürk'ün "YURTTA SULH CİHANDA SULH" düşüncesiyle uluslararası dostluk ve barışa verdiği önemi, Büyük Atası için yaptırdığı Anıtkabir'iyle, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan köprüleriyle, barajlarıyla, üniversiteleriyle, sanayi ve turizmdeki gelişmeleriyle, doğal zenginlikleri ve hepsinden önemlisi sahip olduklarının ve 600 bin yıllık tarihinin bilincindeki insanlarıyla ufkunun 21. yüzyılın değerlerine yöneltmiş bir ülkesidir. -----------------------------------------------------------*--------------------------------------------------------- TURKEY AN ENDLESS POEM Anatolia has been a cradle of civilisation and culture at every stage of the enchanting adventure of mankind's existence. In the struggle between mankind and nature, Anatolia has been the scene of man's attempts sometimes to understand what is happening at the periphery and sometimes to dominate it, his revolts and rebellions, and his love and acceptance of the irresistable power of nature, at every stage of his existence. The Palaeolithic Age, which began around 600,000 BC when man learnt to make sparks by striking pieces of flint together, has left its signature as wall paintings in the caves of Karain in Antalya, while the paintings nearby Beldibi caves are from the Mesolithic Age. From the Neolithic Age, through the Chalcolithic Age to the Old Bronze Age, metals, foods, weaving and ceramics were added during the procession of development in all aspects of hunting and life. The settlements at Hacılar, Çatalhöyük, Tilkitepe, Canhasan, Alişar and Alacahöyük are at the head of this procession. During the Bronze Age, man came to feel that his limited living space constricted his existence and spirit. With the undying melodies of Anatolia, new dreams were added to the love of the hammer and anvil as metals were being fashioned, the four wheeled cart's longing for the road and the sound of the potter's wheel. The melodies of Anatolia, which were gathered up and carried in by the wind, were first blended together at Troy, the most importants centre of the "city state". After that, they were heard and felt at Demircihöyük (Eskişehir), Karataş, Kusura, Tarsus, Karaoğlan, Alişar, Aslantepe, Norşuntepe, Keban, Pulur, İkiztepe and Köşgerbaba. At around 1950 BC, during the age of the Assyrian Trade Colonies, written history began as did trade and cultural exchange between the Assyrians and the city states founded by the Late Hattis in Anatolia. The first civilisations in Anatolia The first political union in Anatolia was established in the second millennium BC by the Hittites with its capital in Boğazköy (Hattutaş). With their gold craftwork, pots with bull reliefs, earthenware objects, seals, weapons and sun discs, the knowledge and information that had been received to that point and the art and ergonomics in the spirit of their artwork, which was distilled from their minds and hearts were like flowers opening in different clumps. After Hittite sovereignty, many principalities, kingdoms, mini-states and empires were established in the history of Anatolian civilisations: the Late Hittites; the Mittani; the Urartians, who were advanced in Eastern Anatolia in architecture and metalwork; the Phrygians with their legendary King Midas, whose centre was in Gordion; the Troy of Trojan-horse fame, the Ionians; who had Homer's Illiad and the temple of Artemis at Ephesus; the Lydians; the Carians; the Lycians; the Persians; the Hellenistic civilisation, which built the great altar in the Acropolis at Pergamon and produced Alexander the Great; the Roman civilisation, with its cities of Aphrodisias, Ephesus, Perge and Side; and the Byzantines, with the Hagia Sophia domed Basilica of Emperor Justinian. Anatolia is a bridge across time to the present from the mysterious depths of the past to the civilisations. As well as the priceless artefacts in the covered museums, it bears silent withess in all places, which have the quality of an open air museum. Anatolian Turkish Civilisations In the cultural mosaic of Anatolia's 600.000 years of history, the Turks reached the doors of Anatolia at the Battle of Malazgirt in 1071 to add in their own turquoise colour. By 1299, the Seljuks added their mind and the feelings of their hearts to every stone of the bridges, roads, caravansarays, palaces and mosques they built, and gave a new identity to the landscape and to the country's culture. They produced the Gök Medrese (theological school) and the Çifte Minare Camii (mosque with two minarets) in Sivas, the Ulu Camii (mosque) in Malatya, and the Alaeddin Camii (mosque), Karatay Medresesi (theological school) and caravansarays of Konya, as well as statesmen such as Alaeddin Keykubat and thinkers such as Mevlana Celaleddin Rumi, Yunus Emre and Hacı Bektaş Veli. After the Seljuks, Anatolia was enriched by the priceless historical works or art of the Germiyanoğulları, the Aydınoğulları, the İnançoğulları, the Suruhanoğulları, the Karasioğulları, the Hamidoğulları, the Eşrefoğulları, the Candaroğulları and the Teke Beyliği (principality). The Ottoman Empire In 1299, the Ottoman Empire was established in Anatolia under the administration of Osman Bey of the Turkish Oymak Beyleri. This empire with its power, discipline, justice, its accumulation of culture, and its service of humanity, governed Anatolia for a long period of time that lasted 600 years. With the conquest of İstanbul in 1453 and the destruction by Sultan Mehmet the Conqueror of the Byzantine State, which had been the cultural and political inheritor of the Eastern Roman Empire, the 'New Age' was ushered in. The widening territory of this country was adorned at every corner for the generations to follow with monuments and works of art, which were a sign of the accumulation of power and culture. The thousands of these great works include the Selimiye Camii mosque in Edirne, İstanbul's buildings such as the Süleymaniye Camii and Sultan Ahmet Camii mosques, the Rumeli Hisarı and Anadolu Hisarı castles, and the Topkapı, Beylerbeyi and Dolmabahçe imperial palaces, Bursa's Padişah türbeleri shrines of holy men and other Turkish monuments miles away from Anatolia. The Ottomans also produced great statesmen, and rulers such as the padishahs Yavuz Sultan Selim and Kanuni Sultan Süleyman, great masters such as the architect, Mimar Sinan, caligraphy, Turkish court music, the Mehter military bands, ceramics and rare and precious handicraft. The Period of the Turkish Republic The most valuable thing that nature has taught man during his phase of becoming human is undoubtedly the philosophy that "everything is born, grows and dies". This is true even of the states like the Ottoman Empire. Under the leadership of Mustafa Kemal Atatürk, the colours of red and white were added to the turquoise blue of the Ottomans in the cultural mosaic of Anatolia, which had been of such a type as to cause wars that started and ended epochs. The grandchildren of the great state, from the highest to the lowest, from Çanakkale to Erzurum, have proved to the world what a great nation they are. The date of 29th October 1923, was set for the foundation of the Republic of Turkey. The area of Central Anatolia, from which many years ago the Hittites founded their capital rose to become the greatest state of their time, also raised up another small town, which Mustafa Kemal chose to be the capital. He gave it in faith to the Turkish nation, which has made Anatolia into its own homeland, which from time immemorial to the present has given birth in pain to civilisations and nurtured states in its arms. To bring this new state to the level of contemporary civilisations, Atatürk created a secular, democratic, youthful, dynamic and modern Turkey by instituting reforms in every domain, from the administration to the alphabet, from industry to clothing. In this book, Atatürk's Turkey has been photographed at the contemporary level it has reached today in its own distinctive way of life, culture, folklore and natural riches. The Turkey of our times is a country whose values are directed towards the horizon of the 21st century, with Atatürk's motto, "PEACE AT HOME; PEACE IN THE WORLD", with the importance that it gives to international friendship and peace, with the Mausoleum it has constructed for its Great Father, with the bridges that join Asia to Europe, with its dams, with its universities, with its developments in industry and tourism, with its natural richnesses, and with its people who are aware that most importantly of all they own this and are mindful of the 600,000 years of history. ------------------*------------------------------ IŞIĞIN PEŞİNDE 40 YIL Dünyanın neresinde olursa olsun, herkes için ülkesi şiirsel imgelerler doludur. Ancak, bir Türk olmanın ötesinde ben, Türkiye'yi fotoğraflayan bir sanatçı olarak, ülkemin, "sonsuz bir şiir" tanımlamasını fazlasıyla hakettiğini düşünüyorum. Bu düşünceme katılmanızı sağlayacak kanıtları objektifimle derledim. Bu kitapta, eski dünyanın merkezinde yer alan Anadolu yarımadasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine pek çok yerinde kareler göreceksiniz. Bu karelerde, Anadolu topraklarında yaşamış uygarlıkları, doğanın ve mevsimlerin değişken güzelliklerini, Türk insanının yaşam biçimini, kültürel değerlerini... kısacası Türkiye'yi izleyeceksiniz. Coğrafi olarak Asyalı ve Avrupalı, kültürel olarak Ortadoğulu ve Akdenizli, ama hepsinden önemlisi çağdaş dünyanın gelişmekte olan ülkelerinden biri olarak Türkiye'yi gözleyeceksiniz. Fotoğraflarım arasında tarihi merkezler ve objelerin fazlalığı dikkatinizi çekecektir. Ancak, burada yer alan fotoğrafların Türkiye'deki tarihi değerlerin çok sınırlı bir bölümünü kapsadığını bilmenizi isterim. Bir fotoğrafçı olarak, paleolotik dönemden başlamak üzere, Hitit, Firig, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı ana uygarlıklarının çevrelediği yirmidokuz ayrı uygarlığın hüküm sürdüğü bu ülkede sayısı binlerle ifade edilen tarihi merkez ve eseri fotoğraflamakta ve sizlere sunmakta yetersiz kaldığımı ifade etmeliyim. Fotoğraflarımda, tarihi yerlerin yanı sıra, bugün yaşayan Türkiye'yi de yansıtmaya çalıştım. İlgilenenler, bugün Türkiye'nin 70 milyona varan nüfusu, dünya ölçülerinde 16. sırada bulunan ekonomik gücü, Avrupa Birliği'ne aday ülke konumuyla gelişmekte olan ülkeler arasında ön sıralarda yer aldığını bilirler. Türkiye'nin çağdaş gelişmişlik seviyesini de sanatsal bir kaygı ile fotoğraflamayı denediğim çalışmalarımda günlük yaşamı daha çok, doğa ve insan ilişkisi boyutunda ele aldım. Bu nedenle günlük yaşamı yansıtan kareler, ağırlıklı olarak Türkiye'nin etnografik özelliklerini de gösterecek biçimde kırsal kesim görüntülerinden oluşuyor. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli özelliği, kurucusu Atatürk'ün devlet yapısının bir ilkesi olarak koyduğu laikliktir. Dinsel kuralların işleyişi üstündeki etkisini sınırlayan bu ilke, bugün Türkiye Cumhuriyeti'ndeki dinsel hoşgörü ve inanç özgürlüğünün de temelini oluşturur. Türkiye Cumhuriyeti, kendisinden önce Osmanlı İmparatorluğu'nda da görüldüğü biçimiyle, farklı din ve mezheplerden vatandaşlarının inançlarını özgürce yaşamalarını garanti altına almıştır. Ayrıca, Antik dünyanın merkezindeki Türkiye bütün ilahi dinlerin kutsal kabul ettiği merkezlere sahiptir. Bu merkezleri çalışmamda özel bir başlık altında topladım. Kuşkusuz bu merkezlerin çokluğu hepsinin bu çalışmaya dahil edilmesi konusundaki en büyük engeli oluşturdu. Fotoğraflarımın insanlara Türkiye hakkında biraz bilgi bir imaj vereceğini düşünüyorum. Ancak, daha da önemlisi, ister yerli, ister yabancı olsun, bu kareleri görenlerin, Türkiye'de bu fotoğrafların çekildiği yerleri görme konusunda bir istek duymalarıdır. Dolayısıyla, eğer bunu sağlayabilirsem, bir sanatçı olarak insanlara yol göstermek konusundaki görevimi yerine getirmiş olacağım. Gerek kültürel, gerekse dinlenme amaçlı olsun, her türlü turizm faaliyeti için yılın 365 günü boyunca eşsiz olanaklar sunan Türkiye''i görmenizi ve benim sizlere sunduğum fotoğrafları çekerken yaşadığım mutluluğu yaşamanızı dilerim. Son olarak, Türkiye'de fotoğraf çekmenin, bir çiçek tarlasında, hangi çiçeğe konacağını bilemeyen balarısının durumuna benzediğini söylemek isterim. Türkiye'de, balarısı gibi hep uçmak ve her çiçeğin tadına bakmak istersiniz. Ama emin olun ki, hangi çiçeğe konarsanız konun, alacağınız tad benzersiz olacaktır. ---------------------------------------------------------------------*------------------------------------------------ 40 YEARS OF FOLLOWING THE LIGHT... All over the world, in every place, a person's country is full of poetic images. Yet, not just because I am Turkish, but because I am a photographer who photographs Turkey, I consider that my country truly deserves to be described as "an endless poem". I have gathered together evidence through my lens to help you to agree with what I believe. In this book, you will see framed shots of a lot of places from north to south and east to west of the Turkish Republic, which occupies the Anatolian peninsular, one of the centres of the old world. Through these frames, you will trace the civilisations that have lived on Anatolian soil, the changing beauty of nature and the seasons, Turkish people's way of life and their cultural values... in short, Turkey. You will observe Turkey, which is geographically both European and Asian, which is culturally both Middle Eastern and Mediterranean, but most importantly of all, which is one of the countries of the modern world that is developing. Your attention will be attracted by the number of historical centres and objects shown in my photographs. Yet, I would like you to know that the photographs you see here make up only a very limited selection of Turkey's historical value. As a photographer, I must declare my inadequacy in photographing and presenting you with images of the historical centres and monuments, which in this country are numbered in their thousands. All in all, since the palaeolithic age, 29 different civilisations have held sway in this land, including the main ones, the Hittites, the Phrygians, the Urartians, the Hellenistic peoples, the Romans, the Byzantines, the Seljuks and the Ottomans. In my photographs, I have also tried to reflect not only the historical sites, but also the Turkey that is alive today. Some of those who are interested will already know that Turkey, with its population today of almost 70 million, is the world's 16th largest economic power, a candidate for membership of the European Union, and one of the leading developing countries. In my work, in which I have attempted to record Turkey's contemporary level of development with an artistic eye, I have considered its life mostly in terms of the nature and the quality of human relations found there. For this reason, the photographs that reflect daily life consist mainly of scenes of country life in a way that portrays Turkey's ethnographic characteristics. The most important characteristic of the contemporary Republic of Turkey is its secular nature, which its founder, Ataturk, established as a principle of its state structure. This principle, which reduces the influence of religious rules on the workings of the state, forms the basis of the religious tolerance and freedom of belief in the Turkish Republic of today. The Republic of Turkey has guaranteed that its citizens of different faiths and sects can live and practise their beliefs in freedom, just as was witnessed in its predecessor, the Ottoman Empire. Furthermore, the land of Turkey, which once found itself in the middle of the ancient world, contains centres that are accepted as holy by all the monotheistic religions. In my work, I have gathered these centres together under one heading. Without question, trying to include all of these many centres in this work was my biggest difficulty. I believe that my photographs will give people a little information, an image, of Turkey. However, what is more important is the fact that whoever sees these photographs, whether native or foreign, will feel a desire to visit the places in Turkey where these photographs were taken. Therefore, if I have been do this, I will have done my duty as an artist of showing people the way forward. I hope that you will see Turkey, which for 365 days of the year has unequalled opportunities of tourist activity to offer, whether it is cultural aims or recreational pursuits that are being sought. And I wish you the happiness I have experienced in taking these photographs that I now present to you. Finally, I wish to add that taking a photograph in Turkey is akin to being in the position of a honey bee in a field of flowers: it does not know which flower to land on. In Turkey, you, like the bee, will want to keep flying and tasting every flower. But to be sure, which ever flower you land on, the taste you receive will be unique.